Obeziteyi Yenebilmek İçin

Obezite, yalnızca fazla kilo ya da estetik görünüm üzerinden değerlendirilmemesi gereken, çok sayıda faktörün bir araya gelmesiyle gelişen kronik ve karmaşık bir sağlık problemidir. Obezite tedavisini yalnızca “daha az yemek ve daha fazla hareket etmek” şeklinde açıklamak, hem hastalığın doğasını hem de kilo vermekte güçlük yaşayan kişilerin karşı karşıya kaldığı biyolojik ve davranışsal süreçleri göz ardı etmek anlamına gelir.

İki kişi aynı kiloda olabilir ancak kilo alma nedenleri, iştah mekanizmaları, metabolik özellikleri, günlük hareket düzeyleri, psikolojik durumları ve geçmişte yaşadıkları kilo verme deneyimleri birbirinden tamamen farklı olabilir. Bu nedenle obeziteyle mücadelede başarılı olabilmenin ilk koşullarından biri, kişiyi yalnızca tartıdaki rakam üzerinden değil bütün yönleriyle değerlendirmektir.

Gebelik ve doğum sonrası dönemde alınan kilolar, hareketsizliğin arttığı yaşam dönemleri, emeklilik sonrası değişen günlük düzen, hormonal sorunlar, kullanılan bazı ilaçlar, aileden gelen beslenme alışkanlıkları ve psikolojik etkenler obezite gelişiminde farklı düzeylerde rol oynayabilir. Başarılı bir obezite tedavisi de tam olarak bu farklılıkların ortaya konulmasıyla başlar.

Obezite Nedir ve Vücut Kitle İndeksi Nasıl Değerlendirilir?

Obezite, genel anlamıyla sağlık üzerinde risk oluşturabilecek düzeyde yağ dokusunun artmasıdır. Değerlendirmede sık kullanılan ölçütlerden biri vücut kitle indeksidir. Vücut kitle indeksi, kişinin kilogram cinsinden ağırlığının metre cinsinden boyunun karesine bölünmesiyle hesaplanır.

Vücut Kitle İndeksi Genel Değerlendirme
18,5-24,9 kg/m² Normal aralık
25-29,9 kg/m² Fazla kilolu
30 kg/m² ve üzeri Obezite
40 kg/m² ve üzeri İleri derecede obezite

Vücut kitle indeksi pratik ve yararlı bir ölçüm olmakla birlikte tek başına bütün tabloyu ortaya koymaz. Bel çevresi, yağ dokusunun vücuttaki dağılımı, kas kütlesi, metabolik değerler, kişinin mevcut hastalıkları ve yaşam biçimi de değerlendirmeye dahil edilmelidir.

Çünkü obezite, yalnızca beden hacminin arttığı bir durum değildir. Yağ dokusu metabolik açıdan aktif bir dokudur ve arttıkça hormonlardan kan şekeri kontrolüne, dolaşım sisteminden eklemlere kadar pek çok alanı etkileyebilir.

Obezite Neden Sadece Fazla Kalori Almakla Açıklanamaz?

Obezite gelişiminde enerji dengesi kuşkusuz önemlidir. Uzun dönemde alınan enerjinin harcanan enerjiden fazla olması kilo artışına katkıda bulunur. Ancak insan metabolizması basit bir toplama ve çıkarma işlemi gibi çalışmaz.

Obezite gelişimini etkileyebilen başlıca faktörler şunlardır:

  • Genetik yatkınlık ve kişiden kişiye değişen metabolik özellikler, hormonların iştah ve tokluk üzerindeki etkileri, insülin direnci gibi metabolik bozukluklar, uyku düzenindeki problemler, hareketsiz yaşam biçimi, yüksek kalorili ve kolay tüketilebilen yiyeceklere sürekli ulaşabilme, aile içerisindeki beslenme kültürü, stres, depresyon ve bazı yeme davranışı bozuklukları, gebelik veya yaşam dönemlerine bağlı kilo artışı, bazı hastalıklar ve bazı ilaçların kullanımı obezite oluşumuna farklı oranlarda katkıda bulunabilir.

Bu nedenle aynı beslenme programının bütün obezite problemi yaşayan bireylerde aynı sonucu vermesini beklemek gerçekçi değildir. Bir kişinin temel sorunu aşırı iştahken diğerinde gece yeme davranışı, insülin direnci, hareketsizlik veya yıllar içinde gelişmiş yanlış beslenme alışkanlıkları ön planda olabilir.

Tedavinin kişiselleştirilmesi tam olarak bu nedenle önemlidir.

Obezite ve İştah Hormonları Arasındaki İlişki

İnsan vücudu kilosunu korumaya çalışan oldukça karmaşık mekanizmalara sahiptir. Özellikle kilo kaybı sırasında iştah, açlık ve enerji kullanımında rol oynayan bazı hormonların düzeyleri değişebilir. Bu durum, kilo verdikten sonra kiloyu korumanın neden bazen kilo vermekten bile daha zor olduğunu açıklayan faktörlerden biridir.

Hormon / Mekanizma Temel Etkisi
Leptin Yağ dokusu ve enerji depoları konusunda beyne sinyal gönderir; düzeyindeki değişiklikler iştahı etkileyebilir.
Ghrelin Açlık hissinin oluşmasında rol oynar ve özellikle öğün öncesinde yükselebilir.
İnsülin Kan şekeri düzenlenmesinde temel rol oynar. İnsülin direnci metabolik problemlere eşlik edebilir.
Kolesistokinin Sindirim sistemi ile beyin arasındaki tokluk sinyallerine katkıda bulunur.
GLP-1 Tokluk, mide boşalması ve iştah kontrolü üzerinde etkili olan bağırsak hormonlarından biridir.

Örneğin leptin düzeyleri enerji depolarıyla yakından ilişkilidir. Kilo kaybıyla birlikte vücudun enerji depolarının azaldığını algılaması, iştahın yeniden artmasına katkıda bulunabilir. Ghrelin ise açlık sinyallerinde rol oynar.

İnsülin direncinde de farklı bir döngü görülebilir. İnsülinin etkisinin azalmasıyla vücut daha fazla insülin üretmek zorunda kalabilir. Zaman içerisinde glukoz metabolizmasının bozulması prediyabet ve tip 2 diyabet gelişme riskini artırabilir.

İşte bu biyolojik mekanizmalar nedeniyle obezite tedavisinde kişinin yalnızca ne yediğine değil metabolik durumuna da bakılması gerekir.

Obezite Tedavisinde Neden Her Hasta Ayrı Değerlendirilmelidir?

Obezite tedavisinin başlangıcında kişinin kilo geçmişinin ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi önem taşır. Kilo artışının hangi dönemde başladığı, geçmişte hangi yöntemlerin denendiği, ne kadar kilo verildiği, verilen kiloların neden yeniden alındığı ve kişinin günlük yaşamını zorlaştıran etkenler araştırılmalıdır.

Bazı kişiler yıllarca çok sayıda diyet denemiş olabilir. Bir programla kısa sürede kilo verdikten sonra eski alışkanlıklarına dönmüş, ardından daha fazla kilo almış olabilir. Böyle bir durumda yalnızca yeni bir diyet listesi vermek problemin temelini çözmeyebilir.

Aynı şekilde hormonal veya metabolik bir problem olduğundan şüphelenilen kişilerde hekimin gerekli gördüğü tetkikler yapılmalıdır. Kan şekeri metabolizması, tiroit fonksiyonları ve kişinin genel sağlık durumuyla ilişkili diğer parametreler klinik değerlendirme doğrultusunda incelenebilir.

Tedavinin merkezinde ise hekim ile hasta arasındaki iletişim yer almalıdır. Kişinin beklentisinin gerçekçi biçimde belirlenmesi, ulaşılabilir hedeflerin oluşturulması ve tedavinin kısa süreli bir kilo verme projesi değil uzun vadeli kilo yönetimi olarak görülmesi başarı ihtimalini artırır.

Obezite Tedavisinde Zaman ve Kararlılık Neden Önemlidir?

Obeziteyle mücadelede çoğu kişinin ilk hedefi mümkün olduğunca kısa sürede mümkün olduğunca fazla kilo vermektir. Oysa hızlı sonuç her zaman uzun vadeli başarı anlamına gelmez.

Asıl soru yalnızca “Kaç kilo vereceğim?” değildir. Verilen kilonun ne kadarının korunabileceği de en az kilo kaybı kadar önemlidir.

İnsan bedeni ve davranışları zamana ihtiyaç duyar. Beslenme alışkanlıklarının değişmesi, düzenli egzersizin hayatın doğal bir parçasına dönüşmesi, porsiyon kontrolünün öğrenilmesi ve kişinin açlık-tokluk sinyallerini daha iyi tanıması birkaç günlük süreçler değildir.

Bu nedenle obezite tedavisinde zaman, kullanılacak yöntem kadar değerlidir. Kişinin belirli bir tarihe kadar hızla zayıflamasından çok, yıllar boyunca sürdürebileceği bir yaşam biçimi oluşturması hedeflenmelidir.

Kararlılık da burada devreye girer. Bir gün fazla yemek, egzersizin birkaç gün aksaması veya tartıda beklenenden farklı bir sonuç görmek tedavinin başarısız olduğu anlamına gelmez. Önemli olan bu durumların kalıcı bir vazgeçme davranışına dönüşmesini engellemektir.

Obezite ve Psikolojik Faktörler Birlikte Ele Alınmalıdır

Obezite fiziksel olduğu kadar psikolojik ve davranışsal boyutları bulunan bir sağlık problemidir. Depresyon, anksiyete, beden algısında bozulma, düşük benlik saygısı ve çeşitli yeme bozuklukları obeziteyle birlikte görülebilir.

Bazı kişiler stres altında daha fazla yemek yerken bazıları belirli duyguları bastırmak için yiyeceklere yönelebilir. Kontrol kaybı hissinin eşlik ettiği aşırı yeme atakları ise ayrıca değerlendirilmesi gereken bir yeme davranışı problemine işaret edebilir.

Buradaki kritik nokta psikolojik ve metabolik faktörleri birbirinin alternatifi olarak görmemektir. “Sorun tamamen psikolojik” veya “sorun yalnızca hormonlardan kaynaklanıyor” yaklaşımı çoğu zaman yeterli değildir. Aynı kişide biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörler aynı anda bulunabilir.

Bu nedenle gerekli durumlarda hekim, diyetisyen ve ruh sağlığı profesyonellerinin birlikte çalıştığı disiplinler arası bir obezite tedavisi daha kapsamlı sonuçlar sağlayabilir.

Obezite Tedavisinde Aile, Beslenme ve Egzersizin Yeri

Bir kişinin beslenme alışkanlıkları yaşadığı ortamdan bağımsız değildir. Evde sürekli yüksek kalorili, fazla işlenmiş veya glisemik yükü yüksek yiyeceklerin bulunması kişinin kilo kontrolünü zorlaştırabilir.

Bu nedenle obezite tedavisi yalnızca kişinin tabağına müdahale etmekten ibaret değildir. Evin alışveriş düzeni, yemek hazırlama biçimi, porsiyon büyüklükleri ve aile bireylerinin yemekle ilişkisi de önemlidir.

Egzersiz için de benzer bir yaklaşım gerekir. Sporun yalnızca “kalori yakmak” amacıyla yapılması, fiziksel aktivitenin gerçek değerini sınırlar. Düzenli hareket kas kütlesinin korunmasına, günlük enerji harcamasının desteklenmesine, fiziksel kapasitenin geliştirilmesine ve kilo yönetiminin sürdürülebilir hale gelmesine katkıda bulunabilir.

Özellikle egzersizi sürekli akşam saatlerine erteleyen kişilerde sabah veya günün daha erken saatlerinde planlanan fiziksel aktivite daha uygulanabilir olabilir. Ancak egzersizin türü ve yoğunluğu kişinin yaşı, kilosu, eklem problemleri, kardiyovasküler durumu ve fiziksel kapasitesi dikkate alınarak belirlenmelidir.

Beslenmede ise yeterli protein alımı, sebze ve lif kaynaklarına yer verilmesi, porsiyonların kontrol edilmesi ve yüksek kalorili yiyeceklerin tüketim sıklığının azaltılması temel yaklaşımlar arasındadır.

Obezite Tedavisinde Zayıflama İğneleri Nasıl Bir Yer Tutuyor?

Son yıllarda obezite tedavisindeki dikkat çekici gelişmelerden biri, iştah ve tokluk mekanizmalarını etkileyen yeni nesil ilaçların klinik kullanıma girmesidir. Halk arasında “zayıflama iğnesi” olarak bilinen bu tedavilerin bir bölümünde GLP-1 sistemini, bazılarında ise birden fazla inkretin yolunu etkileyen mekanizmalar kullanılmaktadır.

Bu ilaçlar uygun hastalarda iştahın azalmasına, daha küçük porsiyonlarla tokluk hissedilmesine ve kilo kaybının desteklenmesine yardımcı olabilir. Ancak obezite tedavisinde kullanılan enjeksiyonların yalnızca kilo vermek amacıyla gelişigüzel kullanılması doğru değildir.

Zayıflama iğnesi tedavisine başlanırken özellikle şu noktalar değerlendirilmelidir:

  • Kişinin mevcut kilosu ve metabolik durumu, eşlik eden hastalıkları, daha önce uyguladığı kilo verme yöntemleri, kullandığı ilaçlar, tedavi açısından uygunluğu, olası yan etkiler, başlangıç ve doz artırma planı, tedavi süresince beslenmenin yeterliliği ve kilo kaybının kas kütlesi üzerindeki etkileri hekim tarafından birlikte değerlendirilmelidir.

Obezite ilaçlarında temel mesele yalnızca ilacın ilk aylarda kaç kilo verdirdiği değildir. Tedavinin ne kadar süre sürdürüleceği, kişinin tedaviye nasıl yanıt verdiği, yan etkilerin nasıl yönetildiği ve kilo kaybından sonra uzun dönem planının nasıl oluşturulduğu da önemlidir.

İlacın etkisiyle iştahın azalması beslenme kalitesinin önemsiz hale geldiği anlamına gelmez. Tam tersine, tüketilen besin miktarı azaldığında öğünlerin içeriği daha önemli hale gelebilir.

Obezite Tedavisinde Hızlı Kilo Kaybında Beslenme Eksikliklerine Dikkat

Hızlı kilo kaybı yaşayan veya iştahı belirgin biçimde azalan kişilerde günlük besin tüketimi önemli ölçüde düşebilir. Porsiyonlar küçüldüğünde kişi daha az kalori almakla birlikte daha az protein, vitamin ve mineral de tüketebilir.

Bu süreç özellikle plansız yürütülürse kas kütlesinin azalması, halsizlik, kabızlık ve bazı vitamin-mineral yetersizlikleri açısından sorun oluşturabilir.

D vitamini, B12 vitamini ve diğer B grubu vitaminlerinin yanı sıra demir, çinko, kalsiyum, magnezyum ve potasyum gibi mineraller kişisel gereksinimler doğrultusunda değerlendirilmelidir. Ancak bu durum her kilo veren kişinin kendi kendine çok sayıda takviye kullanması gerektiği anlamına gelmez.

Gıda takviyeleri kişinin beslenme düzeni, klinik durumu ve gerektiğinde laboratuvar sonuçları değerlendirilerek sağlık profesyoneli tarafından planlanmalıdır. Aynı şekilde yeterli sıvı ve lif tüketimi de özellikle iştahın azaldığı ve sindirim sistemi şikâyetlerinin görülebildiği dönemlerde önem kazanır.

Obezite Tedavisinde Sindirim Sistemi Şikâyetleri Gözden Kaçırılmamalıdır

Obeziteyi yalnızca tartıdaki kilo üzerinden değerlendirmek, günlük yaşam kalitesini etkileyen başka sorunların gözden kaçmasına neden olabilir. Şişkinlik, kabızlık, hazımsızlık, reflü yakınmaları ve gaz problemi obezite problemi yaşayan kişilerde ayrıca değerlendirilmesi gereken şikâyetler arasındadır.

Beslenmenin değişmesi veya kilo yönetiminde kullanılan bazı ilaçlar da sindirim sistemi alışkanlıklarını etkileyebilir. Bu nedenle tedavi sırasında yalnızca kilo kaybı değil kişinin kendisini nasıl hissettiği, bağırsak alışkanlıkları, enerji düzeyi ve günlük yaşam kalitesi de takip edilmelidir.

Başarı tartıdaki rakamdan daha kapsamlıdır. Bel çevresinin azalması, kan şekeri kontrolünün iyileşmesi, daha rahat hareket edebilmek, uyku kalitesinin artması ve kişinin sağlıklı alışkanlıklarını devam ettirebilmesi de obezite tedavisinin önemli kazanımlarıdır.

Obezite Tedavisinde Kalıcı Başarının Temeli

Obeziteyi yenebilmek için ilk yapılması gereken, problemi küçümsememek fakat aynı zamanda çözümü tek bir yöntemde aramamaktır. Diyet, egzersiz, davranış değişikliği, psikolojik destek, ilaç tedavileri ve uygun hastalarda cerrahi yöntemler obezite tedavisinin farklı parçalarını oluşturabilir.

Hangi yöntemin kullanılacağı kişinin ihtiyaçlarına göre belirlenmelidir.

Kilo verme yolculuğunda en değerli hedeflerden biri, kişinin bedenini daha iyi tanımayı öğrenmesidir. Ne zaman acıktığını, hangi durumlarda kontrolsüz yediğini, hangi öğünlerden sonra daha uzun süre tok kaldığını ve hangi alışkanlıkların kilo artışını tetiklediğini fark etmek uzun dönem yönetimi kolaylaştırır.

Obezite kronik özellik gösterebildiği için “kilo verdim, tedavi bitti” düşüncesi yerine kilo kontrolünün devam eden bir süreç olarak görülmesi daha gerçekçidir. Çünkü verilen kiloların korunması, başlangıçtaki kilo kaybından daha az önemli değildir.

Her gün kusursuz olmak gerekmez. Önemli olan sağlıklı seçimlerin zaman içerisinde çoğunluğu oluşturmasıdır. İyi planlanmış, kişiye özgü ve sürdürülebilir bir obezite tedavisi yalnızca kilo kaybını değil genel sağlığı ve yaşam kalitesini geliştirmeyi hedeflemelidir.